

KİTABIN KONUSU ve DEĞERLENDİRME:
Kitapta ilk olarak “Türk” sözü açıklanmaktadır. Türk kelimesi, Uygurlarda “erk” yani “güç”, “kuvvet” ve “olgunluk” sözü ile birlikte anılmıştır. Alp Arslan ve Kaşgarlı Mahmud dönemleri yani XI. yüzyılın ikinci yarısı “Türklük şuuru ve gururu”nun tam olarak ortaya çıktığı zamanlardır. 1071 Malazgirt Zaferi ile Anadolu’nun kapıları tamamen Türklere açılmıştır. Malazgirt Savaşı dönemine ait bir vesikada belirtilen “Tanrı Türkleri yeryüzüne hükümdar (melik) kıldı.” sözleri dönemin Türklük anlayışını ifade etmektedir.
Eski Türklerde din, devlet, aile yapısı, örf, adet, giyiniş tarzı, takvim, cenaze törenleri, savaş aletleri, at yarışı, akrobasi gibi spor dalları ve “at” kültü önemle anlatılmaktadır. Sağlıklı toplumun temeli olarak millet-devlet-din ilişkisi yorumlanarak “millet” ve “Türk milleti” kavramları üzerinde durulmaktadır. Milleti oluşturan unsurlar olarak tarih, kültür ve milli bilincin önemine değinilmektedir. Dil, din, kültür, vatan ve müzik milleti meydana getiren temel unsurlardır. Bu unsurları birarada tutan “devlet”e de özel bir önem verilmektedir. “Millet” olmak ve milleti devam ettirebilmek için devlete ihtiyaç vardır. En eski çağlarda Türklerin on oyul şeklinde devletler kurdukları, o dönemlerde kurulan devletin de “ATOYBİL” devleti olduğu, yani “Tanrı tarafından kurulan devlet” manasına geldiği vurgulanmaktadır. Yine milletin ülkü birliği içinde milli kültürü ile kaynaşmış mazisi ve istikbali ile birleşmiş coğrafya olarak “vatan”ın öneminden bahsedilmektedir.
Türk milletini güçlü kılan unsurların başında “töre”ye bağlı bir millet olması, Batı’daki “sınıf ayrımı” kavramının yer bulmaması, iktisadi hayatta kadının erkeğin yanında olup her türlü tasarruf hakkına sahip olması, ve ailenin önemli bir yer tutarak demokratik bir yapıya sahip olması gibi hususlar sıralanmaktadır. Bu kapsamda Türklerde evlenme “ev kurma” kavramı çerçevesinde anlatılmakta, tek eşliliğin (monogami) yaygın olduğu açıklanmakta, Türk misafirperverliğine değinilmekte, “harem” konusunun anlamının çarpıtıldığı da ayrıca vurgulanmaktadır. Dede Korkut hikayelerinden de aile yapısını anlatırken faydalanılmaktadır.
Kitapta Türklerde “at”a verilen önem de detaylı bir şekilde açıklanmaktadır. Atın ilk ehlileştirilmesi ve bununla ilgili atlı kültürün geliştirilmesi Türkler tarafından gerçekleştirilmiştir. Türklerin iyi savaşçı olmaları ata verdikleri değerle açıklanmaktadır. Her Türk at üzerinde yaşam süren bir kültüre doğar. Bu nedenle savaş sırasında zorlanmazlar. Savaş esnasında atın kuyruğunun bağlanması da sadece Türklere özgüdür ve atın süratini arttırır. Atın etinin, sütünün kıymeti de ayrıca vurgulanmakta; atçılık ve binicilik sporlarının bu dönemde önemli geleneklerden olduğu açıklanmaktadır. Cirit, beyge ve gökbörü oyunları da at sporları olarak Türklerde zevkle pratik edilmiş ve önem verilmiştir. Bu atlı sporları bir nevi asker talim niteliği de taşımaktadır.
Türk tarihinin başlangıcı ve aynı zamanda en önemli sembolü olarak “kurt” ve “Türklerin kurttan türeyiş efsanesi” de kitapta özellikle vurgulanan konulardan biridir.
Kitapta Türklüğe dair konular Radloff gibi bilim insanının Türkolojiye katkısı bağlamında inceleme ve değerlendirmelerinden faydalanılarak detaylandırılmıştır. Günümüzde bile açılan kurganlardan yeni bulgularla Türk tarihine ışık tutan buluntulardan bahsedilmesi güncel olarak değerlendirilebilir. Diğer taraftan, Türk kültür ve tarihine dair yazında yer alan kavramlar ve olaylar da tekrar anlatılmaktadır. Bu tekrar güncel gözükmemekle birlikte; Türk milletinin temel değerlerini vurgulama, bu değerleri gençlerin anlayacağı şekilde kısa, öz ve bütüncül bir biçimde anlatma çabası önemli gözükmektedir. Türklüğe ilişkin hususların öz biçimde biraraya getirilmesi, Türklüğün açıklanma çabası literatüre önemli bir katkı ve özgün olarak değerlendirilebilir.
Kitabın başlığı “Farklı Yönleriyle Türkler” olduğu üzere kitabın içeriğinde de yazar Türklerin farklı yönlerini dil, din, devlet, örf, adet, müzik, giyiniş tarzı, askeri yöntemleri, sporları, at ve kurtun önemi olarak ayrı başlıklarda ele alarak bu kavramları Türklük şuuru ve bilincinin oluşmasındaki temel saikler olarak ortaya koymaktadır. Bu konulara ilişkin kavramların ayrı ayrı, fakat bütüncül olarak ele alınması Türklüğü oluşturan farklı hususları ortaya koyması bakımından önemlidir. Örneğin Cebeci’nin atın Türkler açısından öneminden bahsetmesi, Türklerin atlı kültüre doğmasını vurgulayarak, göçebe ve asker bir toplumun temelinin at sayesinde oluşturulması güzel örneklerle birbiri ile ilintili ve bütüncül konular olarak anlatılmaktadır.
Öncelikle Romalı Etrüsklerin de tıpkı Türkler gibi ”kurt” sembolü kullanması, Göktürklerde ve Hunlarda “kan ağlama” ritüeli gibi konular ilgi çekici olmakla birlikte, Cebeci’nin Türklerin haysiyetine ve saygınlığına ilişkin diğer milletlere mensup kişilerin sözlerinden örneklere yer vermesi etkileyicidir. Fransız yazar, politikacı ve şair Lamartin’in milletimize hayranlığını anlatan şu sözleri de örnek göstermesi önemlidir: ”Onların yurdu efendiler diyarıdır; kahramanlar, şehitler ülkesidir. Bence insaniyete şeref veren bir milletin düşmanı olmak, insanlığın düşmanı olmaktan farksızdır. Böyle bir lekeden Allah beni korusun.”; fakat şunu da ekler: “İyi kanunları, daha aydın yöneticileri olsaydı.” Cebeci burada vatan, millet, kültür ve devletin bir bütün olduğunun, bölünemez olduğunun, devlet olmazsa hepsinin tehlikeye gireceğinin altını çizerek bize Türklük kavramının temellerini çok etkileyici şekilde anlatmaktadır.
Yazarın dili açık, basit ve anlaşılır olmasına rağmen basım kaynaklı yazım hataları, teknik hata denilebilecek cümle düşüklükleri ve dilbilgisi hataları göze çarpmaktadır. Yazarın, Türklüğe ilişkin hususları klasik bir tarih kitabı gibi belirli kronolojik sıradan çok bütüncül olarak ele alması da konuların ilgi çekici ve anlaşılır olmasını sağlayan unsurlardan biri olarak göze çarpmaktadır. Ayrıca kitabın yazarı Cebeci’nin anlatımını Türklüğün yüceliğini anlatan şiirlerle süslemesi de kitaba renk katmıştır.
Bu kitabı herkese, bilhassa da gençlere tavsiye ederim. Günümüzde internet ve sosyal medyanın etkisi altında vakitlerinin çoğunu geçiren gençlerin Türklük şuuru ve bilincini taşıması, Türklüğe dair kavramların farkında olması, tarihte Türk devletinin oluşumu ve önemini anlaması, Türklük değerlerine ve ortak geleceğine sahip çıkması bakımından son derece faydalı bir kitaptır.
Ayişe ŞAHİN
